Masum Dizisi İncelemesi 2. Kısım (Final)

, , 8 Yorum
Okuma Süresi: 5 Dakika
kurgu dünyası

Türkiye'nin ilk yerli internet dizisi Masum'un ilk sezonu geride kaldı. İkinci sezonunun da olacağı açıklanan dizinin bir seveni olarak şimdiden yeni sezon için beklemeye başladım bile. 

Senaryosunda ufak tefek (kimileri için apaçık mantıksızlıklar) kurgu hataları olsa da; kabul etmek gerekir ki, oyuncuları ve çekimleri ile, gerçekçiliği ve olay örgüsünün gizemliliği ile ilk yerli internet dizimiz olarak büyük bir övgüyü fazlasıyla hak etti 'Masum'. Her bölüm bittiğinde dedim ki:

"Nasıl da güzel iş çıkarmışlar. Oyunculuklar, sahneler, tipler ve tiplemeler ne kadar da gerçekçi. O ayılıp bayıldığımız 8/10 bölümlük yabancı dizilerden birini izliyorum sanki..."

İstiyorum ki hemen spoiler vermeye başlayayım, dizinin son 4 bölümü hakkında eğrisiyle doğrusuyla kendi bildiklerimi anlatayım...

'Bayrak' adlı tiyatro oyununun 8 bölümlük bir diziye uyarlanmış versiyonu olarak karşımıza çıkan 'Masum'; kimileri için finaliyle hayal kırıklığı yarattı, kimileri için de çok başarılı oldu. Açıkçası; ilk izleyip bitirdiğimde tüm bölümleri, ben de sonu ile ilgili biraz hayal kırıklığı yaşayanlardan biriydim.

Dizinin ilk dört bölümünü incelediğim yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

(Spoiler geliyorum demez...)

Son 15 dakikaya sığdırılan onca ölüm, gözyaşı, entrika ve aralanan sır perdesi biraz daha izleyiciyi de içine alarak sindire sindire işlenseydi, Masum kusursuz bir yapım olabilirdi... Bazı tipleme ve karakterlerin eylemlerinde yeterli motivasyonu göremedim ilk izleyişimde. Sanıyorum ki; senarist, duygu yoğunluklarının tüm sorumluluğunu izleyiciye bırakmak istemiş, izleyicinin karakterlerle derin bir empati kurarak her karakterin huyunu suyunu çözebilmesini beklemiş. E doğal olarak da sadece dizinin gizemine odaklanan seyirciye tüm kapalı kutular açıldığında birçok şey mantıksız görünmüş olmalı. Benim için de biraz öyle oldu ilk aşamada. 

kurgu dünyası

Sekizinci bölüme kadar sürekli bir gerilim artışına şahit olunduğu için odakların ortak noktası, sonu nasıl bitecek idi. Ve sonu; evli, şiddet eğilimleri olan bir aşığın gizli intikamının nihai sonuca ulaşması şeklinde bitince; bunca atmosferik öge, bunca gizem, bunca oyunculuk da bir yere kadar diyebilir seyirci. Olağandır...

İkinci kez izlediğimdeyse; çok güzel şeyler keşfettim...

Karısı ile sorunları olan Yusuf'un kendisini işinde bir şeyler başarmaya adayarak toplumda ve çekirdek ailesinde bir yer edinme çabası güttüğünü; çocukluk arkadaşının tüm 'yapma etme' göndermelerine rağmen bu gayesinden vazgeçmediğini, erkek olma imgesinin baskısı altında vazgeçemediğini fark ettim...

Başta, Emel ve Selim'i öldürmesi için yeterli amaca ve motivasyona sahip olmadığını, yaptıklarının gereksiz olduğunu düşünürken; Taner'in karakterizasyonuna odaklandığımda sevdiklerini koruyabilmek adına yanlış kararlar alabilen, öldürme odaklı bir tipleme olmasa da bir yaşamı sona erdirmekten çekinmeyecek kadar gözü kara hale gelebilen biri olduğunu keşfettim...

Bunu; bize gereksiz gibi görünebilecek bir yan sahnede çok kurallarına uygun bir şekilde göstermişler diye düşünüyorum. Yusuf ile Taner'in yaşlı bir adamın evine girdiklerindeki bölümü hatırlayın. Yusuf'un yakalanması çok büyük bir travma değildi o çocuklar için, sadece yaramazlık yapıyorlardı (ilk başta). Çocuklar her zaman yaramazlık yapar ve bazen de yakalanırlar. Sahne olağan şekilde ilerleyebilseydi; o yaşlı adam önce biraz kızacak sonra onları ailelerine şikayet edecekti ve anneleri de tipik Türk annesi imgelemesine uygun olarak arkalarından terlik ile kovalayacaktı, hepsi bu...

Lakin Taner bir çocuk olarak yapılabilecek en sivri, en düşünülemez şeyi yaptı orada. Korkup arkaya saklanmak ya da yakalanıp suçlu suçlu başını önüne eğmek; psikolojik sorunları olmayan sıradan bir çocuğun yapabileceği eylemlerdendi. Taner ise hemen elindeki sopayı yaşlı adamın üzerinde kullanmayı seçti. Bunun üzerine hiç düşünmedi, sonucunu kestirmeye çalışmadı. Aklına bu fikir geldi ve yaptı. Öldürmekten zevk aldığı ya da o an tek çare o olduğu için değil. Karakterine uygun şekilde psikolojisinin kırık dökük yansımasında aklına ilk gelen şey o olduğu için. Şiddet yanlısı, şiddete düşkün bir kişi olmadığının kanıtı olarak da eşi ile olan dramatik ilişkisini gösterebiliriz.

Emel'e her şeyi anlatıp Selim'in evlerine hırsız gibi girdiği gerçeğinin üzerine abartılı konuşmalar yapmak varken, kardeşinin şikayet edilebileceği düşüncesine yoğunlaşıp aklına ilk geldiği anda çekinmeden Emel'in öldürülmesi gerektiğinde karar kıldı kendince. Selim'i öldürmesi ise günün birinde o korkak aşığın korkularından arınıp polise onu, o gece yaşananları şikayet edebileceği düşüncesinin sonucu idi. Hatırlayın; Emel'i öldürmüş, babasına kadının nasıl öldüğü ile ilgili soğukkanlılıkla yalan söyleyen Taner, hala elinden kaçan Selim'in polise gidip gitmediğini öğrenmeye çalışıyordu. Emel yoktu artık çünkü, kimseye kardeşini şikayet edemezdi ama Selim edebilirdi... Ailesinin, sevdiklerinin başına bir iş açılmasındansa, babasının komiserlik geçmişini lekelemektense vicdanını lekelemeyi tercih edenlerdendi Taner ve hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam edebiliyordu.

Bu noktada, ben bu karakterin gerçekleştirmiş olduğu cinayetlerdeki motivasyonunu gayet mantığa uygun buldum. Zaten tüm dikkatleri üzerinde toplamış olan Tarık'ın hastalığı varken kimsenin aklına Taner'in psikolojik sağlığı gelmiyor ve bu da çok doğal. Bir ağabey düşünün; kafasında farklı farklı senaryolar dönen küçük bir kardeşe sahip. Bu ağabeyin hiçbir psikolojik zarar almadan büyüyüp toplum içine karışması beklenemez. Taner'deki zarar da; insan öldürme konusundaki soğukkanlılığı. 

kurgu dünyası

Taner'in karakteri ile ilgili kişisel yaklaşımımı artık geride bırakacak olursam, Anne Nermin ve Baba Cevdet'e değinmek ve onlardaki farkındalıklarımdan bahsetmek istiyorum biraz...

Anne Nermin'in küçük oğlu Tarık'ı gerçekten de çok sevmediğini fark ettim mesela. Evet, Cevdet'te de evlat ayrımcılığı var biraz, o da büyük oğlu Taner'in üzerine Tarık'ta olduğu gibi titremiyor ama Emel'in cesedini arabanın içerisinde büyük oğlu ile planlayarak uçurumdan sonsuzluğa uğurladıkları sahnede, Nermin'in Tarık'a hiçbir zaman göstermediği şefkati Taner'e bizzat Cevdet göstermiş oldu bana göre. Büyük oğluna sarıldı, ardından elveda derken sesi titriyor ve ağlıyordu. Üşümesin diye ceketini verdi ona. Taner'i bütün dizi boyunca sürekli o ceket ile gördük neredeyse.

Diğer bir tarafta da; küçük oğlunun hastalığını gururuna yediremeyen, Cevdet bu hastalığın irsi olduğunu söylediğinde 'Benim ailemde böyle bir hastalık yok.' diyen, diyebilen bir anne var. Dürüst konuşmak gerekirse Nermin'in Tarık'ı sevmemesinde bundan başka bir neden yakalayamadım. Tüm nedenin sadece oğlunun 'deli' olmasını kendisine yakıştıramaması olduğunu düşünmek gerçekten çok acı...

Bu nedenledir ki; dizinin adını da göz önünde bulunduracak olursam, anneyi ben hiç de masum bulmuyorum. Tek masum kişinin anne olabileceği yorumlarına hiç mi hiç katılmıyorum bu yüzden. Oğullarından birini çok sevmiş ve diğerini de hastalığı sebebiyle dışlamış bir anne figürü var önümüzde. Olayların bu denli kanlı bir final ile son bulmasında anne karakterinin büyük bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Anne ne kadar masum değil ise, şizofren küçük oğul tiplemesi de o kadar masum benim gözümde bu olay örgüsünde. Hayatı boyunca sürekli bir şeylerin eksikliğini hissetmiş bir çocukmuş Tarık. Arkadaşları pek yokmuş konuşmalardan çıkarsadığıma göre. Ağabeyi Taner ve Yusuf onu geride bırakıp oyun oynamaya gittiklerinde babası da işte olduğu için annesi ile yalnız kalmış evde. Annesinin ağabeyine daha çok ilgi göstermesi, anne figürünün eksikliğini doğurmuş olacak ki, halüsinasyonlarından biri onu seven başını okşayan annesine ait. Hatta yorumsal bir önerme ortaya koymam gerekirse, hastalığının başlamasına annesinin ilgisizliğinin yol açtığını düşünüyorum. 

Ne kadar da kötüledim Anne Nermin'i değil mi? Yapacak bir şey yok, Nur Sürer öyle bir oyunculuk çıkarmış ki ortaya böyle anne evlerden ırak dedirttirdi bana onu izlerken. Bir oğlunu çok severken diğer oğlunu sürekli görmezden gelmesi, aşağılaması... Haluk Bilginer ile ebeveynlik üzerine olan çatışmalarının işlendiği sahnelerde sürekli gözlerim doldu; onların oyunculukları ekranda şahlandıkça ben hıçkırıklara boğuldum...

kurgu dünyası

Oyunculukların şahlanışı demişken; Cevdet (Haluk Bilginer) ve Selahattin Komiser'in (Mehmet Özgür) aynı kadrajda yer aldıkları 6. bölüm; pencereden baktığında dışarıda lapa lapa kar yağarken sıcacık yatağında elinde sıcak çikolata ile en sevdiğin müziği dinlemek kadar nefisti, harika hissettirdi. Oyunculuklara zaten söylenecek bir şey yok ama; Berkin Oya'nın kaleminden dökülen, Cevdet Komiser'in seslendirdiği o tiratlar su gibi güzeldi. 

Biz o muhteşem konuşmalara dalmışken; annesine hasret büyümüş, karısı tarafından aldatılmış, ağabeyinin kendisini küçümsediği hissine kapılan, şizofren tiplememiz Tarık (Okan Yalabık) babasının da kendisine yalan söylediği bilgisiyle gerçek hayattan tamamen koptu ve olaylar o final sahnesinde küçük köy evinden üç el silah sesi duyulana değin aktı gitti...

Bir aile neredeyse yok oldu. Cevdet Komiser hastaneye, Tarık da muhtemelen tımarhaneye gönderildi.

Diğer yanda ise, Yusuf ailesine kavuştu. Kızı ve karısı ona geri döndü.

Selahattin Komiser istediğini elde etti, Rüya sadece ona ait artık. Dizinin ilk sezonu da bu şekilde son bulmuş oldu.

Herkesin tek bir sopayla başının arkasına ufak bir darbe alarak bayıldığı, büyük bir darbeyle öldüğü, nabız kontrol edilmeden öldü sanılanların hayata döndüğü kısımları saymaz isek Masum; BluTV için mükemmel bir başlangıç ve de reklam, yerel internet dizileri için umut vadeden bir yapım oldu.

Henüz izlemeyenlere ya da izlemek istemeyenlere zorla izlettirmeniz tavsiye olunur.

Bu içeriği beğendiyseniz lütfen paylaşmayı ve yorum yapmayı unutmayın 😉

8 yorum:

  1. Geldim :) ve hemen tabike izlemeye alıyorum sevgiler :)

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim güzel yorumun için :)

    YanıtlaSil
  3. Harika bir yazı olmuş emeğinize sağlık. Diziyi bitirdiğim için spoilere takılmadan rahat rahat okudum.

    Bana göre dizi tam anlamıyla mükemmeldi. Tv dizileriyle kıyaslamıyorum bile.

    Ancak bir bölümde Cevdet Bey'in Tarık'ı daha fazla sevdiği için evlat ayrımcılığı yaptığını söylemişsiniz. Ben buna pek katılamadım nedense. Çünkü Taner, Tarık kadar sevgiye ve ilgiye muhtaç değil. Hele hele anne sevgisinden mahrum olduğu için Tarık'ın üzerine titremesi bana normal geliyor. Hatta bir sahnede Cevdet Bey, Tarık'ın ilaçlarından içmişti. (Belki de gerçekten Tarık'ın nasıl hissettiğini anlamak için)

    Bir de Tarık'ın karısı Emel'e çok üzülmüştüm. Kızın girdiği psikoloji anlatılır gibi değildi. Bir yanda hasta bir koca, diğer yanda bunu umursamayan bir kayınpeder ve kayınvalide.. Acaba masum o mu yoksa Tarık mı diye düşünüyorum.

    En uyuz olduğum kişi ise, Emel'in iş yerindeki arkadaşı. Çok gıcık bir karakteri vardı o çocuğun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, yorumunuz için, ayrıca da hoş geldiniz :)

      Tv dizileri ile kıyaslayacak olursak zaten bana kalırsa da çok mükemmeldi. Senaryosu belli, bölüm sayısı belli, sonu belli, reyting hedeflerine kurban edilmemiş harika bir örnekti dizilerimiz için, o konuda kesinlikle katılıyorum.
      Ki diziyi profesyonel yabancı yapımlarla kıyas görebilirim ancak, o şekilde iken birkaç mantık hatası da bulmuş oldum, sonuç kısmında değindiklerim örneğin...

      Cevdet Bey zaten anne Nermin kadar soğuk bir ayrımcılık yapmıyor bana göre de. Sadece Tarık'a biraz daha düşkün hastalığı nedeniyle ama aslında orada Taner de hasta. Tarık'ın hastalığı ardında görünmez durumda. Taner'in babası ile olan sahnelerinde hep bir hüzün vardı oyuncunun gözünde, sanki yeterince sevilmediğini hissediyordu.
      Baba oğul vedalaştıkları sahnede ise bu hüzün kayboldu, doyasıya sarıldılar, çok güzel sahneydi...

      Ben Emel'in de pek masum olduğunu düşünmüyorum, ölmeyi zaten hiç hak etmedi, kimse hak etmez ama kocasını hastalığından ötürü bir düşman gibi gördü ve aldatmayı seçti. Boşanıp gidebilirdi... Çiftlerin ne durumda olursa olsun aldatmayı seçmemesi gerektiği düşüncesindeyim...

      Emel'in sevgilisi ve iş arkadaşı Selim'e ben de çok gıcık oldum, çok da güzel oynuyordu; hatta bu dizinin tiyatro oyununda en başarılı performans sergileyenlerden biri de oymuş; Bartu Küçükçağlayan...

      Çok iyi bir yapımdı, devamı da gelecek diye duymuştum geçen baharda. Merakla bekliyorum :)
      Tekrar teşekkürler vakit ayırıp okuduğunuz ve yorumladığınız için :)

      Sil
  4. Ama en başta Emel'de aldatıldı. Tarık'ın hastalığı ile ilgili ona hiçbir şey demediler. Kadın dolayısıyla kendisini olayların içinde buldu. Normal bir evliliği yok, öldürülme korkusu var. İyice kafayı yiyor. Böyle bir boşluğa düşmüşken aldatması, biraz olağan gibi geliyor. Ben bu açıdan baktığın için Masum dedim. Fakat Tarık kadar mı orasını bilemem.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında o konuda haklısınız, anne Nermin ile olan karşılıklı diyalogları; Tarık'ın hastalığını anlatırkenki sahne, şoke ediciydi. Ben öyle bir durumda ne yapardım bilemiyorum. Ki Tarık da aldatmıştı onu ilk başta o da var... Ama işte prensip meselesi; kimisi de soğukkanlılığını korur ve elini eteğini çeker böyle bir durumda. Zaten dizi, karakterlerin olabilecek en insani hallerde hastalıklı sorunlarla mücadele ederken gösterdikleri tepkiler üzerine asıl büyük değeri kazanmış durumda bana göre...

      Sil
  5. Oyuncu kadrosu harika. Kesinlikle izleyeceğim canım.
    Kalemine sağlık 😉

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok ama çok tavsiye ederim. Epey iyi ve örnek alınası bir yerli dizi Masum. Oyunculuk da muhteşem. Hem kadro hem de taviz vermeyen oyunculukları göz dolduruyor.
      Yorumunuz için çok teşekkür ederim :X

      Sil

Birkaç Önemli Not:

1-Yorumlarınız benim için çok değerli. Bloğuma destek olmak adına olumlu-olumsuz yorum bırabilirsiniz.
2- Profil üyeliğiniz olmasa bile Adı/Url sekmesini seçip kendi belirlediğiniz Url ya da isimle ve son olarak da Anonim profil seçeneği ile yorum yapabilirsiniz.
3- Öneri, görüş ve düşünceleriniz için "Feri Peri'ye Mektup" sayfası aracılığı ile mesaj gönderebilirsiniz...
4- Yorumunuza Smiley eklemek için, hemen alttaki linke tıklayarak beğendiğiniz bir ifadenin karşısındaki sembolleri kelimelerinizden sonra bir boşluk bırakarak yazabilirsiniz.

Yorumuna Smiley Eklemek İçin Tıkla