Beş Yazar, Beş Kitap ve Yorumlar

, , 34 Yorum

Drakula, Kendine Ait Bir Oda, Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Rüya Avcısı ve Buz Prenses...

Okuma Süresi: 6 Dakika
Feri Peri Kişisel Blog

İçlerinden bazılarını okuyalı bir hayli zaman geçmiş olsa da (yaklaşık bir ay kadar) anılarımda taptaze duran ve katıldığım Kış Okuma Şenliği'nin bir parçası olan bu kitapları hem kısa kısa hem de hakkında yeterince bilgi vererek yorumladığım bu yazımda çok sevdiklerim de oldu; tekrar okumaktan çekineceklerim de...

✎...
Feri Peri Blog

Kitap Adı: Drakula
Özgün Adı: Dracula
Kitap Yazarı: Bram Stoker
Sayfa Sayısı: 520
Çevirmen: Zeynep Bilge
Yayınevi: Can Yayınları

Günlük ve mektuplardan oluşan, 1897’de ilk baskısı çıkan Dracula, Bram Stoker’ın hem ilk kitabı hem de ününü borçlu olduğu eseri olarak tarih boyunca beyaz perdeye en çok uyarlanan hikaye olmasıyla göz dolduruyor. Fantastik – korku edebiyatına olan yoğun ilgim kitabı üç gün içerisinde okuyabilmemde bir hayli etkili oldu. Yüzyıllar öncesinde Osmanlı ile girdiği mücadele sonucunda idam edilen Kazıklı Voyvoda yani Kont Dracula, üzerinde ustalaştığı simya öğretileri ve sihir sayesinde ölümsüz yaşamın sahibi olur. Muazzam ağaçların ve amansız dağların ardındaki topraklar olarak bilinen Transilvanya’daki korkunç şatosundan Londra’ya uzanan fantastik öyküsü, romanın kahramanlarının günlük ve mektuplarının diliyle anlatıla gelir eser boyunca. Romanın kahramanlarından Jonathan Harker ile başlayan kitaptaki başlangıç kısımlarını bir içim su gibi kana kana ve keyifle içmiş olmama rağmen, ara kısımlarda oldukça sıkıldığımı da söylemeden geçemeyeceğim. Dracula’ya karşı savaşan bu insanların hikayesi, ölümsüz yaratığın zekasının önünde her tökezlediklerinde okuyucuyu, dolayısıyla da beni biraz sıkabilecek nitelikteydi; bu nedenle de son 150 sayfaya yaklaşana değin sabredip sona gelmeye çalıştım. Son 150 sayfa, heyecanlı bir sona yaklaşırkenki beklentimi o kadar yükseltmişti ki, kitabın finalini azıcık da olsa öylesi güçlü bir canavar için sönük ve yetersiz buldum.

Romanı bitirdikten sonra, uyarlamalarından biri olan, 1992 yapımı Francis Ford Coppola yönetmenliğinde üç oscar kazanmış filmi de izledim doğal olarak. Görsel efektin minimumda kullanıldığı; Keanu Reeves dışında oyunculukların muhteşem olduğu film bazı konularda kitabından farklılıklar içeriyordu. Hatta bu farklılıklar benim de hoşlanmayacağım türdendi. Bram Stoker’ın Viktoryan usulü kullandığı beyefendice anlatım dili; filmdeki erotizm ile ters düşecek düzeydeydi.

Yine de kült filmler arasında yerini fazlasıyla hak ettiğinden kitabının ardından filmi izlemek benim için keyifli bir deneyim oldu.

 ✎...
Feri Peri Blog

Kitap Adı: Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat
Özgün Adı: Twenty-Four Hours in the Life of a Woman
Kitap Yazarı: Stefan Zweig
Sayfa Sayısı: 96
Çevirmen: Tuna Alemdar
Yayınevi: Akılçelen Kitaplar

Hüzünlü hayat öyküsü ve kısa kısa kitaplarına tezatlık oluşturacak ölçüde duygu yoğunluğu derin eserleri ile son zamanlarda adından sıkça söz edilen Stefan Zweig’ı tanımam; “Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat” adlı yapıtı sayesinde oldu. Fark ettiğim üzere; yazarın bir kitabını okuyanlar diğer kitaplarını da okumak, diğer öykülerinin de tadına varmak, yazım diline iyice aşina olmak istiyorlar. Bu kitabın konusu ile ilgili arkasındaki etkileyici kısa bilgiden başka hiçbir bilgim yoktu açıkçası.  Ne ile karşılaşacağımı bilmeden okumaya başladım ve hemen de bitirdim. 96 sayfa idi zaten bendeki versiyonu, ne kadar sürebilirdi ki? Ama kitap bittikten sonraki düşüncelerim beni o okuduğum andan çekip çıkardı; çok başka yerlere götürdü, eserin hissettirdiklerini tanımlama ve fikirlerim arasında kaybolma sürem, sayfalar arasında gezindiğim süreden daha uzundu.

Öncelikle yazar; bir erkek olarak, bir kadın karakterin olabilecek en zayıf yönlerine ve en zayıf anlarına dokunup onu yine en iyi kadınların anlayabileceği şekilde okuyucularına sunabiliyor. Hatta sadece kadınların da değil; ön yargılara göre yaşamını idame ettiren herkesin dikkatine sunuyor o yirmi dört saatlik zaman dilimini.

Kocasını ve iki çocuğunu geride bırakıp yakışıklı bir Fransızla kaçan evli bir kadının durumu seriliyor ilk başta yazar tarafından yaratılan nezih topluluğun önüne. Sonrasında ise ön yargıların, doğru ya da yanlışın, ahlaki davranışların söylemleri aktarılıyor okuyucu nezdinde.

Bu topluluğun en kibar misafiri bir kadın, bir erkeğe güvenerek en karanlık, en aydınlık, en coşkulu, en üzücü, en yıkıcı, en mutlu gününü, o günün yirmi dört saatini aynı erkeğe; kendisinin de fark edemediği yönleriyle anlatmaya çalışıyor…

Çok etkileyici, duygu derinliği yüksek, anlatımı hiç sıkmayan, akıcı bir kitaptı…
Ben de diğer okuyucular gibi mutlaka Stefan Zweig’ın başka başka eserleri ile de tanışmak istiyorum bir an önce…

✎...
Feri Peri Blog

Kitap Adı: Rüya Avcısı
Özgün Adı: The Dreamcatcher<
Kitap Yazarı: Stephen King
Sayfa Sayısı: 543
Çevirmen: Gülden Şen
Yayınevi: Altın Kitaplar

Beyaz perdeye uyarlanan bir Stephen King romanı daha; Rüya Avcısı. Dört eski arkadaşın anılarını yad etmek adına çıktıkları tatilde, toplamda 24 saatte gerçekleşen tüm olayların karla kaplı bir yerde anlatıla gelen 543 sayfalık uzun mu uzun öyküsü. Etkileyici uzaylı haberleri ile başlayan kitap, King’in artık ustalaştığı korku edebiyatının en iyilerinden biri olarak görülüyor.

Ben ise, açıkçası, neredeyse tüm yapıt boyunca çok ama çok sıkıldığımı düşünüyorum. Bunda, bu kitabın beyaz perdeye aktarılan filmini uzun yıllar önce izlemişliğimin de etkisi olabilir elbette. Film ile ilgili hiçbir şey hatırlamıyor olsam da ufak ufak bilgiler arada sırada göz kırpıp duruyordu bana. Neyle karşı karşıya olduklarını az çok biliyordum ve bu Stephen King’in uzatmaları oynayan anlatım tekniği ile birleştiğinde bir türlü bitiremediğim bir 543 sayfa oldu.

Bitirdim ve hemen ardından yine filmini izledim. Başı kitapla hemen hemen aynı olsa da ortalara doğru ve özellikle de sonlara doğru kitabındaki konudan çok farklı şekildeki yönlere saptığını fark ettim. Kitaptaki son mu, filmdeki son mu benim için daha mantıklıydı karar veremesem de; sanırım kitaptaki son biraz daha iyiydi. Tam bir Stephen King finaliydi en azından; tüm yanıtların geçerli bir temele oturtulduğu ve ilmik ilmik işlenen olaylar zincirinin son halkasının olabilecek en tutarlı haliyle okuyucuyu doyurduğu bir kapanış oldu…

King’in çok ama çok uzun ve derinlemesine bir öykülemeyle sergilediği anlatımına alışık; gerilim, korku, biraz da bilim kurgu sever okurlara tavsiye edebileceğim ama benim bir daha okuyamayacağım bir kitaptı kısacası Rüya Avcısı…

✎...
Feri Peri Blog

Kitap Adı: Kendine Ait Bir Oda
Özgün Adı: A Room of One’s Own
Kitap Yazarı: Virginia Woolf
Sayfa Sayısı: 128
Çevirmen: Yasin Yılmaz
Yayınevi: Mavi Çatı Yayınları

Yapıtlarda iç diyalog şeklinde göze çarpan “Bilinç Akışı” tekniğini ilk kullanan yazarlardan olan Virginia Woolf; adını sürekli duyduğum, ilgimi çeken, feminist ve kadın hakları savunucusu bir yazardı. Ceplerine taşlar doldurarak kendini nehre bırakmasının çok öncesinde 1929 yılında kaleme aldığı kitabı “Kendine Ait Bir Oda” eşliğinde onu; kendi düşünceleri, eleştirileri ve anlatım dili sayesinde tanıyabilme fırsatı buldum ve şimdi de iyi ki bu kitabı okumuşum diyorum. Yapıtları okurken cümlelerin altını bol bol çizen bir okuyucu değilimdir, hatta hiç çizmem, sadece kendimi kaptırır okurum. Lakin bu eserde öylesi altını çizip aklımda ve notlarım arasında yer edinmesini istediğim cümleler oldu ki, sanırım bu sözler benim duygu mabedime çok dokundu. Şöyle bir paragraf vardı örneğin:

“İmgesel olarak kadın son derece önemlidir; gerçekte ise tamamen önemsiz. Şiiri baştan sona kaplar; tarihte hiç görülmez. Kurgularda kralların ve fatihlerin hayatlarına hükmeder; gerçek hayatta ailesinin parmağına bir yüzük taktığı herhangi bir gencin kölesidir. Edebiyatta en ilham verici sözler, en derin duygular onun dudaklarından dökülür; gerçek hayatta okuyup yazması neredeyse yok ve kocasının malıdır.”
Ya da şöyle:

“Dünya erkeğe dediği gibi kadına da istersen yaz, umrumda değil demiyordu. Dünya umarsız bir kahkahayla, yazmak mı? diyordu. Yazmak sana ne kazandırıyor ki?”

Kurmaca bir yazı yazmak için bir kadının parası ve kendisine ait bir odası olması gerektiğinin defalarca bu eseri ile birlikte altını çizen Woolf; tarih boyunca erkek egemenliğindeki kadınlardan ‘Niçin bir Shakespeare ya da Tolstoy çıkmadığını” sorguluyor ve bunu da çok zekice bir açıklama hatta kendi kurgusal açıklaması ile cevaplandırıyor. Shakespeare’in yaşadığı dönemde onunla aynı eğitime ve özgürlüğe asla sahip olamayacağı bir kız kardeşi olsaydı; o kız kardeşin hayatının önemsiz bir sokak kaldırımında hayallerine ulaşmak uğruna yitip gideceğinden bahsediyor.

Tiyatroda, kurmaca sanat dallarında şahlandırılan kadın karakterlerin sadece erkek oyuncular tarafından canlandırılabildiği ünlü Victoria Dönemi tabii o zamanlar; altın yıllar.
Kadınların, kadın karakterleri bırakın canlandırabilmeyi; yazı yazamayacak kadar ruhsuz, bilgisiz ve yeteneksiz olarak görüldüğü yıllar…

Jane Austen, Emily Brontë, Charlotte Brontë gibi kadınların bile o dönemlerde bir şeyler yazabilmek için sadece 3 ya da 4 sayfa kağıttan daha fazlasını alamayacak kadar yoksul olup herkesin uğrak yeri olan bir odanın içerisinde tedirgin bir halde gizlice, bir şeyler karalayabilmeye çalıştığı yıllar…

Kadınıyla erkeğiyle herkese tavsiye edebileceğim, herkesin okuması gereken çok çarpıcı ve eleştirel yönü tüm çıplaklığı ile çok iyi olan bir kitap…

✎... 
Feri Peri Blog

Kitap Adı: Buz Prenses
Özgün Adı: Isprincessan
Kitap Yazarı: Camilla Läckberg
Sayfa Sayısı: 400
Çevirmen: Elif Günay
Yayınevi: Doğan Kitap

Hikayesinin İskandinav ülkelerinden karlarla kaplı İsveç’in Fjällbacka adlı küçük bir kasabasında geçtiği, yazarı Camilla Läckberg’ün ilk kitabı olan Buz Prenses; 35 ülkede 25 dile çevrilmiş başarılı bir eser. Yaratıcı yazarlık atölyesinde kaleme alınan yapıtta oldukça sade ve anlaşılır bir dil kullanılan; eylemlerin, aralarında çok fazla durağanlık yaşanmadan ardı ardına sıralandığı, okuyucuyu çok fazla sıkmayacak bir kitap.

Başarılı bir biyografi yazarı olan Erica annesi ve babasının ani ölümü nedeniyle doğup büyüdüğü kasaba olan, sakinlerinin balıkçılıkla geçindiği Fjällbacka’ya geri döner. Stockholm’un tüketici kalabalığı onu da tüketmiş, yazı yazmak için ruh dinginliği arayışına girmiştir. Talihsizlik bu ya; çocukluk arkadaşı, güzel ve zengin Alexandra Wijkner soğuktan buz tutmuş evinde bilekleri kesilmiş halde yani intihar etmiş şekilde ölü bulunur.

Küçücük kasabanın sadece üç polisi ve mahalle baskısı altında ezilen fakat riyakar bir halkı vardır. Görünen gerçekliğin ardındaki sır perdesi romanın baş kahramanı Erica ve onun çocukluk aşkı, kasabanın dedektifi Patrick Hedström’un araştırmaları eşliğinde çözülecektir.

Kitaptaki genel sır perdesi öyle bir perde ki; yazar karakterlerin öğrendiklerini söylemesini, okuyucuyu bilgilendirmesini sağlamadıkça açığa pek çıkamıyor ve bu da biz okuyucuların “Katil Kim?” sorusuna sağlıklı bir yanıt verememesine neden oluyor. Bu nedenle de; örneğin ben, sonuna kadar asıl katilden hiç şüphelenmedim. Çünkü asıl katil, karakterlerin onun hakkında bildiklerini o an gelene kadar sakladıkları ve yazar tarafından da korunan bir kişilikti. Sanırım olumsuzluk olarak nitelendirebileceğim kısmı bu yönüydü eserin. Yan karakterler derinlemesine işlenmiş; alt metni polisiye, ana teması ise dram ve toplumsal eleştiri olan bir kitap olarak yorumlayabilirim Buz Prenses’i ben kendi nezdimde…

Kış geceleri, romandaki gibi karla kaplı manzaralar eşliğinde okunması da zevkli olabilir tabii, o da okurunun tercihi…

Bu içerik Feri Peri » Kişisel Blog tarafından hazırlanmıştır...

34 yorum:

  1. Rüya Avcısı'nı okumadım ve izlemedim. Adıyla dikkatimi çekti aslında ama yorumlarından dolayı sanırım okumayacağım. Uzatılması sebebiyle akmayan anlatımları bir türlü bitiremiyorum. Kendine Ait Bir Oda kitabından yaptığın alıntılar çok güzel ve kesinlikle bu kitabı alıp bitirmek istiyorum. Beni bu kitaplarla tanıştırdığın için teşekkür ederim. Emeğine sağlık, sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kendine Ait Bir Oda'yı bir kadın olarak, kadınlara özellikle tavsiye ederim. Başlangıç kısımları uzun paragraflardan ve Woolf'un iç konuşmalarından oluşsa da, o ilk kısımlar bile sonrasında gelen eleştirel çıkarımlar için bir hazırlık aşaması olma özelliğini taşıyorlar :)
      Ben Rüya Avcısı'nı bir tavsiye üzerine okudum. Stephen King yaratıcılıkta ve yeni evrenler inşa etmede harika bir yazar ama işte orta kısımları sürekli uzatmalara giden olaylarla örülü. Final oldukça tatmin edici oluyor lakin o finale ulaşabilmek çoğunlukla sabır istiyor.
      Yorumun için çok teşekkür ederim :)

      Sil
  2. Drakula'yı sanırım okumak istemem, filmini de izlemek istemem tırsıyorum:))Yakışıklı Fransız uğruna eşini terketmeyi hadi anladım da:))insan çocuklarını nasıl bırakır yaaa?:(((Lanet olsun senin aşkına dedim..::( Virgina Woolf'un yıllar önce Deniz Feneri'ni almış ama çok sıkılmış okuyamamıştım...fakat haklı kadın ve edebiyat konusunda. Ençok Buz Prensesi'ni merak ettim.
    Eline, emeğine sağlık.:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dracula için Gary Oldman'ın seçilmesi çok yerindeymiş, çok iyi gitmiş. Kitabına en yakın uyarlama bu 1992 yapımı sanırım. Kitabın ilk kısımlarını biraz korkutucu buldum ama sonraları korkutmadı. Filmi hiç korkutmadı; ki ben zor korku filmi izleyenlerdenimdir, Müjde Abla :) Bence tırsıtmaz, bana güvenebilirsin :) Vampirlerin edebiyat ve beyaz perdede olması gerektiği canavarımsı görünümün en iyi örneklerinden.
      Evet, kitap bu şekilde bir başlangıç yaparak önce okuyucunun ön yargısını ardından da asıl kadın karakterin anlattığı kendi öyküsüyle biraz da olsa empati yapabilmenin yollarını aralıyor.
      Buz Prenses'i tavsiye edebilirim. Basit bir anlatımı var, yaratıcı yazarlık yazımının birçok özelliğini de içeriyor. Tek hatası okuyucuyu gizde bırakmasıydı diye düşünüyorum :)
      Teşekkür ediyorum yorumun için, sevgiler, Bücürük'ü mıncır benim yerime de :X

      Sil
  3. rüya avcısı eski arkadaşları birlikte olmalarını sağlayan çocukluk anıları ve ortak rüyalarıyla ilgili güzel bir kitap..stephen kingin filmleri güzel oluyo ama kitapları daha fantastik oluyo..😀 güzel kitap yorumlarıydı,emeğine sağlık..🙂

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rüya Avcısı bir yandan Stephen King'in "It" isimli en son sonbaharda yanlış hatırlamıyorsam gösterime giren sinema uyarlamalı kitabına biraz ucundan göz kırpıyor. Çocukluk, arkadaşlık, iyilik yapmanın doğuştan değil öğrenilen bir olgu olduğunun kavranması gibi konular açısından aslında güzel bir kitaptı. Ama dediğim gibi, ben öncesinde filmini izlemiştim ve neredeyse çoğu şeyi unutmuş olsam da okudukça hatırladıklarım oluyor ve bu bende heyecan yaratmıyordu.
      Game of Thrones'u da bu yüzden okuyamıyorum :D
      Teşekkür ederim yorumunuz için :-h

      Sil
  4. Güzel kitaplar okumuşsun. Rüya Avcısı'nı ben de okudum, sıkıcı olduğunu düşünmemiştim açıkcası ama şimdi hatırlamaya çalışınca başı ve sonu dışında bir şey hatırlamadığımı farkettim :)) Kalemine sağlık :-h

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim yorumun için :) Ben neredeyse sonunu da unutmaya başlamıştım, filmdeki son ile kitaptaki son farklı olduğundan hangisi nasıldır karıştırmaya başlamıştım ki bu yazım sayesinde tekrar hatırladım :)

      Sil
  5. İlk kitap olan Duracula'nın filmini merak ettim.Ne güzel kitaplar okumuşsun :) Çok teşekkürler canım benim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İki saatlik, kült bir film olmasının yanı sıra sıkmayan bir film bence; özellikle müzikleri de çok etkileyici. Görsel efektler tamamen insan ürünü; maketlerle, eski sinema hileleriyle yapmışlar hepsini, yönetmenin isteğiyle. Winona Ryder ve Gary Oldman'ın gençliğini de görmüş oldum böylece. Anthony Hopkins'in de Hannibal ve Kuzuların Sessizliği ile ünlü olduğu yıllar sanırım :) 3 dalda oscar kazanmış; özel efekt, kostüm ve makyaj açısından. Aynı zamanda bir çok severi bir aşk filmi olarak da görüyor; imkansız aşkın en iyi anlatıldığı filmlerden biri diyerek.
      Umarım keyifle izlersiniz, teşekkür ediyorum yorumunuz için :X

      Sil
  6. Buz prensesi okumamışım. Bir de Dracula'nın filmini izlemiştim ama kitabını okumadım. Kitapla örtüşüyor mu? Emeğinize sağlık: )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neredeyse en çok ölçüşen uyarlama diyebilirim. Filmde hatırlarsanız, karakterler biraz fazlaca erotizm odaklıydı. Lucy adlı Dracula'nın Londra'daki kadın kurbanı örneğin; (filmdeki turuncu saçlı kadın) kitapta çok masumdu. Etrafında pervane olan erkekler onun filmdeki gibi cilveli halinden değil; güzelliğinden ve asaletinden etkileniyorlardı.
      Ya da Mina; filmde Dracula'nın reankarne aşkı, kitapta Dracula'nın o intihar eden karısı ile ilgili hiçbir bağlantısı yoktu; sıradan kurbanlarından biriydi ve sonuna kadar arkadaşları ile kocasına bağlıydı. Dracula'ya bir aşk beslemiyordu.
      Kitabı daha naif ve alt metinlere sahip bir eserdi. Filmi; korku, gerilim, aşk üçgeninde değerlendirmeye almak istemiş diye düşünüyorum yönetmeni için :)
      Teşekkür ediyorum yorumunuz için de :)

      Sil
  7. Aralarından stephen king rüya avcısını biliyorum King'in hayranı olan birisi olarak harika bir eser. Okuyup bizler için incelediğiniz hatta büyük zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.Emeğinizin karşılığını alacaksınız bir gün dolu dolu.
    İyi çalışmalar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim yorumun için :) Ben de bir tavsiye üzerine okudum ama diyorum ya sanırım daha öncesinde filmini izlediğim ve okurken hafif hafif, karşı karşıya oldukları durumu hatırladığım için bende ters bir etki yaratmış ve bir türlü sonunu getirememiş olabilirim. Özellikle o dört arkadaşın özel güçleri ile birbirlerini duyup, anlayıp olayları tekrar tekrar yorumlamaları beni en çok sıkan kısımlardan oldu. Yukarıda spoiler olmasın diye bahsetmek istemedim :)

      Sil
  8. heey king dışındakileri okudum. hepsi iyi tabii. kendine oda en önemlisiiii bencesi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence de en iyisi, özellikle de kadın okurlar için. Yazı yazmak, yaratıcı olmak, kurmaca bir metin yazmak isteyen günümüz kadınları için bile okunması gereken bir kitap.
      Teşekkür ederim yorumun için :X

      Sil
  9. Sevgili kızım, dün bilgisayarım beni her ne kadar sabırla beklediyse de, ona doğru bir atılım yapacak vaktim de yoktu.
    Bugün girer girmez, benim en sevdiğim paylaşımı yaptığını gördüm. Hem de beş kitap, beş yorum. Okudum. Drakula konusunda Müjde kardeşim gibi tırsacağımı düşünüyorum. Filminiyse hiç seyredemem herhalde.

    Stefan Zweig'in yazım diline hayranım. Ufak kitaplar ise, en azından sıkılmayacağımın garantisi olduğu için tercih nedenim. Satranç ve Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nu okudum. Üç Usta'yı almıştım, merak ediyorum Balzac, Dickens ve Dostoyevski hakkındaki yorumlarını.
    Wirginia Woolf, Kendine Ait Bir Oda kitabı da okunacaklar arasında. O kadın her aklıma geldiğinde içim bir tuhaf olur, ihtimalen ölüm şeklindendir diyorum :(
    Emeğine sağlık kızım. Çok hoşuma gitti. Bayılıyorum böyle paylaşımlara. Sevgiler kızım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bundan sonra bu şekilde bol bol, ya 5 kitap şeklinde ya da bir kitabı derinlemesine inceleme şeklinde kitap yorumları ve de analizleri yapmayı planlıyorum, Ece Abla, özelikle okuma aşkım yine geri gelmişken :)

      Stefan Zweig, değeri yeni yeni anlaşılan yazarlardan. Her ne kadar şu an Instagram'da görsel paylaşma yarışının kurbanlarından biri de olsa, bu da belki popüler kültür açısından olumlu sonuçlar doğurabilir.
      Ben tabii Instagram takip etmediğim ve son yıllarda okumaya küstüğüm için biraz çok geç fark ettim yazarı.

      Dracula gerçekten, İngiliz Sinemasının en önemli korku yapımlarından biri olarak görülse de bence hiç ama hiç korkunç değil; tamamen görsel ve estetiksel bir şölen :D Tavsiye ederim yani aslında izlemenizi :) Ben karanlıkta, gece izledim ve gözümü kırptığım tek bir an bile olmadı :)

      Woolf'un ölüm şekli çok sarsıcı; arada benim de oluyor, hatta her yazı yazmadan önce, yazma korkusu, yeteneği kaybetme korkusu...
      Virginia Woolf'ta bu bir hayli psikolojik sorunlara neden olmuş ve bu endişelere 50'li yaşlarında tekrar kapılmış. Kocası ile de arası çok iyimiş halbuki, kocası bir yayınevi açmış onun için hatta.
      Daha genç denebilecek bir yaşta gitmiş, üzücü gerçekten :(

      Çok teşekkür ediyorum yorumun için Ece Abla'cığım, dediğim gibi; bol bol böyle paylaşımlar yapacağım artık, kitap kategorimi açtım, kal sağlıcakla :X

      Sil
  10. Buz prensesini okumadim. Digerlerini uzun zaman önce okudum tekrar okuyabilirim. Seviyorum klasik eserleri tekrar okumayi 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ediyorum yorumunuz için :X Seneler hatta yüzyıllar öncesinde yazılmış olmalarına rağmen hala kendilerini okutabiliyor, tekrar tekrar okutabiliyor olmaları şahane gerçekten... Buz Prenses'i de öneririm, güzel bir ilk kitap örneği yeni bir yazar için :)

      Sil
  11. Sevindim kızım. Takipteyim. Sevgiyle kucaklıyorum seni :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Ece Ablacığım, bilmukabele :)

      Sil
  12. Hepsi güzel kitaplar ve sen de her bir kitabı çok güzel yorumlamışsın :)
    Şimdi kalkıyorum yerimden ve "kendine ait bir oda"yı alıyorum elime, sen böyle yazınca özledim, defalarca olduğu gibi bügün de biraz karıştırayım sayfalarını..
    Okuduğun kitapları burada paylaşman ne güzel, devamını bekliyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim yorumun için :) Ne mutlu oldum şimdi gidip yine o kitabı okuyacak olmana. Tekrar tekrar okuyup altı çizilesi gerçekten. Devamı gelecek yine inşallah; ya biriktirip biriktirip ya da tek bir kitabı uzunlamasına analiz ederek paylaşımlarda da bulunacağım :X

      Sil
  13. Dracula çok merak ettiğim bir kitap. Malum Otel Transilvanya'da en sevdiğim karakter Drac. ^_^
    Stefan Zveig ve Virginia Woolf da çok merak ettiğim yazarlar arasında.
    Çok hoş bir yazıydı Feri Peri, emeğine sağlık! ^_^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Harika bir film o da :) İkincisini de izledim. İlk filmdeki şarkıyı - dur bulayım hemen - The Zing Zong, çok uzun süre dinlemedim o zamanlar :D
      Teşekkür ediyorum bu tatlı yorumun için :X

      Sil
  14. Büyük Blog Takip Etkinliğinden geldim,takipteyim banada beklerim😊
    https://paintedfaceblgg.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
  15. Stefan Zweig kitaplarını kitap fuarından 2 gün önce aldım ve okumak için sabırsızlanıyorum çünkü daha önce bu yazarın kitabını okumadım. Etkinliğimize katıldığınız için teşekkürler. Sizi Google Plus ve İzleyici bölümünden takipteyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim yorumunuz ve desteğiniz için, okuyun bence de, ben de yazarın diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum :)
      İyi okumalar dilerim :)

      Sil
  16. Zweig favori yazarlarımdan. Bu kitabını da birkaç yıl önce severek okumuştum.

    King'i hiç okumadım. Belki bir gün yollarımız kesişir.

    Her yazında yazdığım gibi Kendine Ait Bir Oda'yı ben de okumak istiyorum :-) Bahar Okuma Şenliği listeme almayı düşünüyorum.

    Kitapların toplu yorumunu yazmakla iyi etmişsin. Kış Okuma Şenliği yarın bitiyor. Okuma hızım iyi olsa da okuduklarımın birçoğunu blogumda yazamadım. Halbuki sonucumu paylaşırken kitap yorumlarını da eklemeyi seviyordum. Bu sefer sonradan eklemem gerekecek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şubat'ın son günü başladığım için çok az okuyabildim ama olsun sonuçta etkinlik sayesinde tekrar kitap okuyabilmeye başladım. Artık her ay böyle okuyup yorumlamaya ve bunu hayatıma iyice entegre etmeye çalışacağım :)

      Çok teşekkür ediyorum yorumun için, şu an son gününe girdik şenliğin :)

      Sil
  17. Bu yazıyı kardeşime göndereyim. Yeni kitap listesi yapıyor. Sevgiler
    @hs

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tabii, bir fikir katabilirse çok mutlu olurum :) Teşekkürler yorumunuz için :)

      Sil

Birkaç Önemli Not:

1-Yorumlarınız benim için çok değerli. Bloğuma destek olmak adına olumlu-olumsuz yorum bırakabilirsiniz.
2- Profil üyeliğiniz olmasa bile Adı/Url sekmesini seçip kendi belirlediğiniz Url ya da isimle ve son olarak da Anonim profil seçeneği ile yorum yapabilirsiniz.
3- Öneri, görüş ve düşünceleriniz için "Feri Peri'ye Mektup" sayfası aracılığı ile mesaj gönderebilirsiniz...
4- Yorumunuza Smiley eklemek için, hemen alttaki linke tıklayarak beğendiğiniz bir ifadenin karşısındaki sembolleri kelimelerinizden sonra bir boşluk bırakarak yazabilirsiniz.

Yorumuna Smiley Eklemek İçin Tıkla